Ana içeriğe atla

Sevgililer Günü mü, çiçek günü mü?

     Sevgililer Günü, çiçekçilerin en çok para kazandığı gün olsa gerek. Bugün çalıştığım yerdeki kızların neredeyse hepsine çiçek geldi. Bizim danışmada devamlı çiçek getiren çocukları gördüm. Çiçek gelmeyenlere sordum. “Çiçek istemiyoruz” dediler. Bilinenin aksine her kadın çiçeği seviyor diye de bir şey yok. Bazıları ise kız arkadaşına çiçek değil, giysi almış. Yani iş yerinde sabahtan akşama bir Sevgililer Günü muhabbetidir gitti.

     Devamlı danışmadan içeriye telefon geldi. “Çiçek gelmiş” diye. Kim danışmaya gidip çiçeği alıp gelirse hemen millet, “Oooo” dediler. Bu gün boyu böyle devam etti.

     Her yerde kalp şeklinde kırmızı balonlar vardı. Buram buram Sevgililer Günü kokusu vardı ortalıkta. Benimde çiçek almışlığım vardır. Çiçek Sepeti’nden almıştım. Bir kere aldım ya ordan. Her özel günde mesaj geliyor. Geliyor da boşa geliyor. Artık çiçek gönderecek bir sevgili kalmadı be.

     Kardeşimde Düzce merkezdeydi. Herkesin elinde çiçekler varmış. Kafayı nereye çevirirsen çiftler ve çiçekler varmış. Herhalde tüm yurtta bugün ekonomi baya canlanmıştır. Zaten çiçekçiler bayram etmiştir. Onu baştan söylemiştik. E birde herkes çiçek almıyor. Giysi, takı vs. başka şeyler alanlar da var. E bazıları akşam yemeğini çıkacaklar. Al ver ekonomiye can var. Bugün ekonomi canlandı işte.

Sevgililer Günü

    Birkaç gün sonra haberlerde çıkar zaten. Sevgililer Günü’nde şu kadar para harcandı falan diye. Çiçek 30 liraymış. Eğer ona çiçekçi ile göndereceksen 50-60 liradan aşağıya olmuyormuş. Tabi bunlar ortalama rakamlar. Bugün bir arkadaş ile konuşuyorduk. “Sevgilim olsa bugün 200-300 lira içerdeydim abi” dedi. Bakmayın biz erkekler böyle deriz ama sevgilimiz olunca da masraftan kaçınmayız.

     Bugün muziplik yaptım bende. Kız arkadaşların sevgililer gününü kutladım. Hemen arkasından da bugün çiçek gelir herhalde deyip gülümsedik. Böyle tatlı tatlı takılmayı seviyorum ya.

     Bir Sevgililer Günü daha geride kaldı. Çiçekler böcekler onlar bunlar. Bu seneyi pas geçtik. Sevgilisiz bir sevgililer günüydü. En azından paramız cebimizde kaldı. Bu söylediğime kim inanır? Sevgilisiz olanların her zamanki savunmalarından biridir bu. Ha birde, “Sevgililer Günü bence saçma bir gün” sözü vardır, artık klasikleşmiş olan.

Foto kaynak: https://www.pexels.com/photo/adult-bloom-blooming-blossom-428611/

Yorumlar

  1. Bir yandan ola gelmiş klasik biçimiyle yaşanırken, öte yandan da sevgi gününe dönüşmeye başladı bu gün.Öyleyse, sevgililer(sevgi) gününüz kutlu olsun :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgililer gününüz (sevgi) gününüz sizin de kutlu olsun :) Yorumunuz için teşekkür ederim.

      Sil
  2. Bende bir buket papatya aldım. Açıkçası çiçek hediyelerini pek sevmesem de çünkü çiçek toprağında güzel. Ama insan kendini bir değerli hissediyor işte mutlu oluyorsun. Cafeler, restoranlar barlar hepsi 1 haftadan önce rezerve edilmiş bile. Ekonomi canlansın da böyle insanın gözüne gözüne sokmasınlar bazı şeyleri 😊

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgilisi olmayanların gözüne gözüne sokmasınlar :) Evet, haklısın :) Yorumun için teşekkür ederim.

      Sil
  3. Sevgililer gününün en güzel özelliği zaten ülke ekonomisini güçlendirmek :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen kardeşim :) Yorumun için teşekkür ederim.

      Sil
  4. Fırsatçılık olarak düşünüyorum. İnsanların duygularının sömürüldüğü tarih olarak tarihe geçmeli. Sevgisini 364 gün belli etmeyen bir kişi 14 şubatta mı sevgisini göstermeli? Saçma olmasına rağmen ilgi görüyor. Seven sevgisini, saygısını gösterir. Mutlu bloglamalar :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Senin gibi düşünenler de az değil kardeşim. Herkesin görüşüne saygı duyuyorum tabi. Yorumun için teşekkür ederim.

      Sil
  5. Evet çiçek severim ama itiraf edeyim onun yerine şöyle güzel bir profiterol, fırında sütlaç ya da dev bir dark çikolata falan gelse daha mutlu olurum. Böyle söyleyince kızıyorlar bana :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Senin gibi düşünen kadınlar az değil, çevremden biliyorum :) Yorumun için teşekkür ederim.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Facebook ve İnstagram'da aynı gönderiyi paylaşmak...

Hepimiz günlük olarak birkaç kere, bazılarımız yüzlerce kez, Facebook ya da İnstagram’da  ne var ne yok diye bakıyoruz. Mesela ilk Facebook’a bakıyorsun. Birkaç kişi fotoğraf paylaşmış. Sonra geçiyorsun İnstagram’a. Bakıyorsun aynı fotoğrafları İnstagram’da da görüyorsun. Daha az önce Facebook’da beğenmiştim. Aynı resimleri burada görüp beğenmek, rutine düşmüşüm gibi hissettiriyor bana. Böyle olunca da ha İnstagram’a bakmışssın, ha Facebook’a, hiçbir farkı olmuyor. Bu durumda ikisinden sadece birini aktif olarak kullanacağım gibi. Ama orda da şöyle bir sorun var. Her arkadaşımın İnstagram hesabı yok. Facebook’u kullanacağım ama fazla değil. Aslında ben şöyle bir ayrım yaptım. Blog arkadaşlarımın hepsi İnstagram’da.

SOSYAL PLATFORM AYRIMI      Bunun dışında, yeni arkadaşlarım da genelde İnstagram hesaplarını aktif kullanıyorlar. Onlarla da İnstagram üzerinden iletişim halindeyiz. Yani Facebook, uzun süreli arkadaşlarımla iletişim halinde olduğum sosyal platform. İnstagram ise, blog …

Cemal Süreya: "İmza günleri benim işim değil"

Biz okurlar olarak kitap fuarlarını, imza günlerini severiz. Çünkü yüzlerce kitapla tanışırız.Çok sevdiğimiz kitapların, hayranı olduğumuz yazarlarıyla tanışırız. Sohbet ederiz. Fotoğraflar çektiririz. Kitaplarını kendi ismimize imzalatırız. Biz okurlar için, bunların hepsi, teker teker çok önemlidir. İleride baktıkça güzel bir şekilde anılacak, hatıralardır. Yıllar geçtikçe, okur ile yazar arasındaki mesafe, çok azaldı. Özellikle bu kitle iletişim araçlarının gelişmesiyle. Onlarla, sosyal medya üzerinden her an düşüncelerimizi paylaşabiliyoruz. Hepsi iyi, güzel hoş da. Bu işin bir de yazarlar yönü var. Ne demek yani, yazarlar yönü?Sen orda kitabını imzalatıp, bir iki laflayıp gidiyorsun. Ya orda kalan yazar? Onlar, çok da mutlular mı bu durumdan?


SAÇMA BİR GÖSTERİ Mutlu olmayanlardan biri de, Cemal Süreya. “Saçma bir gösteri” olarak tanımlıyor imza günlerini. Peki neden? Gelin, biraz bunu irdeleyelim. Okuduğum yazı itibariyle Cemal Süreya, sayı olarak beş ile altı diyor, katıldığı imza…

Yanii arama motoru ile ne amaçlandı?

Yanii arama motoru uygulamasına bu akşam bir göz gezdirdim. Google’dan değişik farklı bir yanını göremedim. Sadece ana ekranda yeme-içme, haberler, hava durumu ve filmlerin kısa yollarını yapmışlar. Bulunduğunuz ildeki sinemalarda hangi filmlerin olduğunu gösteriyor. Ya da yeme-içmeye tıkladığınızda ilinizdeki mekanları gösteriyor. Bunu Google’dan da yapabiliriz. Ne farkı var? Ben böyle girişimlere karşı değilim. Ama orjinali olan bir şeyi niye yapıyoruz? Niye yeni bir şeyler yapmıyoruz? Dünyanın en iyisi Googlevar zaten. Ben Yanii’ye niye ihtiyaç duyayım? Elbette benim düşündüklerimi Turkcell’de düşünüyordur. Para kazanamayacakları bir şeye yatırım yapmazlar herhalde. Bu uygulamanın geleceği nasıl olur? Bunu bize zaman gösterecek. Çevremde bu uygulamayı indirip kullanan var mı? Daha soramadım.

Yani arama motoru uygulamasını ilk duyduğum zaman, “Başka yapacak bir şeyler bulamadılar mı?” dedim. Bu sanal dünyada nedense bir taklitçilik var. Bilmiyor muyuz mu ki taklitler orjinalini yaşat…