Ayşe Tolga'dan sürekli kitap okuyamayanlara dair...

, , 4 comments
     Biliyor musunuz, bilmiyorum. Her pazar, Trt Haber’de, Vapurda Çay Simit Sohbet diye bir program var. Sevdiğim konuklar olursa izliyorum. Bu haftaki konuğuna baktım. Ayşe Tolga’ydı. Hani, bu aralar Seksenler dizisinde Ahmet’in eşini oynayan. Sohbet sırasında Ayşe Tolga bir şey söyledi. O benim çok dikkatimi çekti. “Bazen durmadan kitap okursunuz. Bazen de hiç canınız okumak istemez. Böyle zamanlar kendinizi bilgiyle doldurmuşsunuz demektir. Ancak o bilgiyi kullandıktan sonra, yeniden okuma iştahınız gelir” dedi. Bu söz neden bu kadar dikkatimi çekti? Çünkü Ayşe Tolga, orada beni anlatmıştı da ondan. Benimde okuma dünyam böyle gel gitlidir. Kimi zaman açlıktan ölen bir insanın, yemeğe saldırması gibi saldırırım okumaya.
Ayşe Tolga

                                           OKUMA DÜNYAM ÜZERİNE TEORİLER               
     Kimi zaman da, hiç acıkmayacak gibi tok olan biri gibi, kitaplara bakarım, onlar da bana bakar. Neden böyle bir davranış şeklim olduğuma dair, kendi kendime teoriler üretirdim. İşte böyle teoriler ürettiğim bir zaman diliminde olduğum için, Ayşe Tolga’nın o sözü çok dikkatimi çekti. Söylediği söz bana çok mantıklı geldi. Belli bir kapasitemiz var. Ve o kapasiteyi dolduktan sonra, canımız okumak almıyor. O yüzden belli bir süre kitaplardan uzak kalıyoruz. Zaman geçtikte o bilgileri kullanıyoruz. Yeni bilgilere yer açıyoruz. Yeni bilgilere yer açıldığı dönem de, yeniden okuma isteğimizin, damarlarımızda dolaşmaya başladığı dönem oluyor. Ondan sonra, vuruyoruz kendimizi okumaya.
                                           YAPIMA GÖRE OKUMAMI DÜZENLEDİM
     Daha önce kaç kere yazdım bilmiyorum. Nefes almadan okuyabilen bir yapıya sahip olmak isterdim. Bunun için, çaba göstermedim de değil. Ama çabuk sıkılan bir mizacım olduğu için, kendimi okuyacağım diye sıkmam da, bir işe yaramadı. Ben de Ayşe Tolga’nın dediği gibi, akışına bıraktım. Ne zaman canım okumak isterse, başladım okumaya. Ne zaman daralmaya başladıysam, elimi çektim kitaptan. Sonradan bu durumu ben, kendini bilmek ve ona göre davranmak olarak değerlendirdim. Herkesin yapısı farklı. Madem ki benim yapım, çok ve devamlı kitap okumayı kaldırmıyor. Bende okuma hayatımı, buna göre planlamaya başladım. Sizler, devamlı kitap okur musunuz? Yoksa benim gibi, belirli zamanlarda mı? Ayşe Tolga’nın sözü için ne diyorsunuz?

Foto kaynak:Pixabay.com

Blog linki:yasamdanyazilar.blogspot.com
    


4 yorum:

  1. Bilgi birikimi dedikleri bu olsa gerek :) Bende de bilgi yüklemesi fazlaca olmuş sanırım yada o bilgiyi kullanacak yer yok hala bende duruyor olmalı. Yoksa başka açıklaması olamaz okumak isteyipte okuyamıyor olmamın..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O bilgileri bir an önce boşalt o zaman :)

      Sil
  2. Devamlı okumaya çalışıyorum bende, her gün 10-15 dakika da olsa okurum.
    Tabi zaman zaman temponun düştüğü oluyor. Dediğin gibi bazı kitapları sindirmesi, beyinde yer etmesi uzun sürüyor. Kişiden kişiye değişiyor bu süreç.
    Ayrıca o programı düzenli takip etmesem de ben de denk geldiğimde izlemekten keyif alıyorum.
    Okumak bir yarış değil neticede. Çok okuyorum demek çok bilgiliyim, çok donanımlıyım demek değil her zaman. Okuduğunu özümsemek, sindirmek ve kendi süzgecinden geçirerek ifade edebilme yeteneğine kavuşmak mühim olan bana göre. Buna odaklanmak daha elzem. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Senin gibi bir blogcunun da o programdan çıkaracağı şeyler var diye düşünüyorum. Çünkü konuklar gerçekten iyi ve söyledikleri ufuk açacak cinsten olabiliyor. Dediğin konuya da odaklanmak gerekir. Oda olayın başka ve dikkat edilmesi gereken bir diğer yönü. Olayın farklı bir yönüne bakmamızı sağlayan bu yorum için teşekkürler :)

      Sil

Yorum yapmak ister misin :)